25 Kasım 2014

Hayalet Mevsim | Ghost Season

Kullan-at fotoğraf makinasından çıkan üç sevimli fotoğraf artık hayaletleşmeye başlayan yaz hissini, mevsimin sıcaklığını, tasasızlığını hatırlattı. Kumun sıcaklığından yanan ayakları serinleten köpüklü dalgalarının, sahilde içilen kahvelerin ve güneşin altında yatmayı seven sevimli köpek yavrularının vakti gelsin gene. İçimiz ısınsın. 

Three cute photographs came out from the processing of my disposable camera film, and summer, becoming more and more ghostly everyday now, resurrected in the images of burnt feet refreshing in the foamy waves,  Turkish coffees being drunk by the beach and cute puppies enjoying the sun. Let there be summer again.

22 Kasım 2014

Road Trip | Big Sur

Kaliforniya rehberinde şöyle yazıyordu: Big Sur haritada işaretleyebileceğiniz bir yerden ziyade bir ruh halidir. Santa Lucia Dağları'nın okyanusla birleştiği yerde birden yükselen yarlar boyunca uzanan 1 numaralı otobanda (Highway 1) ilerlerseniz karşınıza güneş ışığının doğa ile dansına okyanusun eşlik ettiği, renklerin ve gelip geçen insanların duygularının iz bıraktığı bir coğrafyanın tanığı olursunuz. Bu tanıklığa sürüklenen gezginler orada geçmişe dair izler bulurlar: Henry Miller'ın inzivaya çekildiği bu yeryüzü parçasında yazılan Miller kitaplarından satırların eşliğinde Big Sur, insanlığı, insanı, doğayı, geçmişi-geleceği-şimdiyi içinde evirip çeviren bir kazana dönüşür zihinde- dönemeçli yollarının virajları sembolikleşir. Özgürlüğe yakınlaştığınız hissiyle sarhoş olabilirsiniz burada; havanın güzelliği, bulutların cazibesi, yeşilin inkar edilemez güzelliği sarhoşluğunuzu körükler. Bir keyif halidir Big Sur. Günü güneşinde, gecesi yıldızında saklar yolu buraya düşmüşlerin hayranlığını. Beat kuşağının da mekanlarından eylediği Big Sur'un şiirlerde, kitaplarda, fotoğraflarda, resimlerde ve anılarda yeryüzünün kıymetli bir köşesi olarak kaydı tutuluyor. Bu post da Big Sur etrafında gelişip büyüyen kolektif bilince bir saygı duruşu, bir katkı, bir hatırlatma.

Not: İzlenimlerin kuvvetiyle ikinci plana düşen somut seyahat önerilerini de es geçmek istemiyorum. Big Sur'da görülmesi lazım bir yer olan Henry Miller Memorial Library'i başka bir postta paylaşacağım.

14 Kasım 2014

Richard Avedon

Richard Avedon 20. yüzyılın önemli moda fotoğrafçılarından. Onlarca yıl boyunca Vogue ve Harper’s Bazaar için çalışmış Avedon’un moda dünyası için çektiği fotoğraflarının yanında birçok portre ve mural çalışması mevcut. Geçtiğimiz aylarda Münih’teki Brandhorst Müzesi'nde Avedon'un eserlerinden oldukça ilgi çekici bir seçki sergideydi. Sergide murallerinin yanında Avedon'un Observations ve In the American West adlı kitaplarından portreler vardı. Beyaz bir arka planın önündeki kişileri olabildiğince minimal fotoğraflayan Avedon'un ortaya çıkardığı portrelerde yakalanan anlar baskı üzerinde muazzamlaşıyor; özellikle In the American West projesinin içindeki portreler çok güçlü. Ünlü simaların portrelerini incelemek ise ayrı bir keyifti. Henry Miller'ın yüzündeki çizgileri, Humphrey Bogart'ın onlarca karakter taşımış yüzünü, Chaplin'in şeytan pozunu ve daha nice ismin ölümsüzleşmiş anlarını miras bırakıyor bize Avedon. 
Aşağıda sergide çekilmiş birkaç fotoğraf bulacaksınız.


10 Kasım 2014

Partnachklamm

Geçtiğimiz hafta trene atlayıp şehirden uzaklaşmak, uzun zamandır görmek istediğimiz doğa harikası Partnachklamm'ı keşfetmek istedik. Münih'ten trenle Bavyera'nın güneyine, Garmisch-Partenkirchen şehrine doğru yola çıktık. Bu şehir Güney Bavyera'da yer alan Alp Dağları'nın hemen eteklerinde kurulu; bu da onu doğa yürüyüşleri için güzel bir başlangıç noktası kılıyor. Güneş gökyüzünde parıldarken biz tren istasyonunu, çiftlikleri ve otlayan hayvanları geride bırakarak Partnach nehrinin içinden aktığı dağ içerisinde kalan derin kaya yarığına (boğazına, geçidine) Partnachklamm'a doğru yollandık. Beklentilerimizin üzerinde bir güzellik karşıladı bizi, yarığın içine oyulmuş bir yaya yolundan ilerleyerek kafalarımızı bir yukarıya bir aşağıya çevirdik. Yukarıda gökyüzü ancak bir kısmını sergileyebiliyor ve güneş ışığı yarığın içine giremiyor, aydınlığını bize ulaştıramıyordu. Aşağıda ise Partnach gürül gürül akıyor ve nehir yatağındaki iri taşları yalıyordu. Yorucu ama harika bir gündü.

5 Kasım 2014

Magma

Magma bayilere yeni düştü. Ekim-Kasım ayları için çıkan ilk sayısında dergi, inanılmaz keyifli bir okuma vaat ediyor. Magma'nın Genel Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek ve Yazı İşleri Müdürü Kemal Tayfur daha önce Atlas dergisinde emeği geçmiş isimler. Magma, okurlarına "Dünya seni çağırıyor!" diye sesleniyor. Dergi yeryüzünün onlarca farklı yüzünü güzelim fotoğraflar, bilgi ve duygu dolu yazılar, her satırında doğa ve yeryüzü sevgisi ile evlerimize taşıyor; bizi şehirlerimizi arkamızda bırakıp keşfetmeye, anlamaya, hissetmeye ve korumaya davet ediyor. Dünyaya, onun tarihine, şimdisine ve geleceğine bir methiye niteliğinde olan Magma'yı okuyun. Abonelik için buraya tıklayın.

Not: Fotoğraflar Bavyera'da, Almanya'nın en yüksek noktası Zugspitze'ye ev sahipliği yapan Alp Dağları'nın eteklerinde, Partnachklamm adlı derin kaya yarığına doğru akan akarsuyun kıyısında çekildi.

29 Ekim 2014

Kuzguncuk

İstanbul'da yaşamın güzelliklerinden biri de keşfedilecek yerlerin bitmeyişi, bir sonraki köşeden neyin çıkacağını tam bilememenin heyecanı. Keşif bu sefer Boğaziçi kenarındaki sevimli bir köy edasıyla sessiz, sakin ve güzelim yaşamını sürdüren bir semt olan Kuzguncuk'tu. Yağmurlu bir Ekim gününü geçirdim Kuzguncuk sokaklarında. Kuzguncuk'ta sizi bir nefes yaşam bekliyor: İcadiye Caddesi boyunca dizili kafeler, dükkanlar, yan sokaklarda bekleyen güzellikler, sokaklarında mahalleliler, arnavut taşları sokaklar, sıra sıra dizili renkli evler, ağaçlar ve bostan... Sokakları arşınlayın ve geçmiş yaşamları anın.

27 Ekim 2014

Road Trip | Hearst Castle

Hearst Castle, Highway 1 boyunca görülebilecek Kaliforniya hazinelerden bir tanesi. California'nın San Simeon bölgesinde bulunan malikane 20. yüzyılın başında dönemin büyük medya patronlarından William Randolph Hearst tarafından mimar Julia Morgan'a yaptırılıyor. Burada gerekli bir parantez açıp, bugün binlerce insanın uğradığı bu gösterişli malikaneyi tasarlayan kadının Kaliforniya'nın ilk lisanslı kadın mimarı olduğunu belirtmek gerekiyor. 

22 Ekim 2014

Dışa Yolculuk

Virginia Woolf’un 1915’te yayımlanan ilk romanı Dışa Yolculuk (The Voyage Out) yazarın ustalık dönemi eserlerinin verdiği tadı vermese bile içinde yaşamın günlük savaşlarından, insanlardan ve insanlık halinden, döneminin gelgitleri, durumları ve kadın-erkek ilişkilerinden beslenen birçok güzel kısım barındırıyor. Bir deniz yolculuğu ile başlayan roman aslında genç bir kadının, Rachel Vinrace’in, yaşamın her yönünü (toplumsallığı, cinselliği, duygularını) anlamlandırma sürecine bir bakış, basit bir ifadeyle bir büyüme hikayesi. Rachel deniz yolculuğunda ve sonrasında Güney Amerika’da geçirdiği aylar boyunca İngiliz toplumundan birçok farklı insanla tanışır; yeni insanlar hayatına anlamlandırmakta zorlandığı hisler, heyecanlar getirir; genç kadının zihnini ve kalbini şekillendirirler. Bu hikayeyi Woolf, diğer romanlarındaki deneysel tarzdan farklı olarak geleneksel roman tarzında anlatıyor. Romanda birçok yan karakter var. Bu bolluk en başta çok sevdiğim Woolf’un yaratıcılığına ve insanları yazma isteğine saygı duymama sebep olduysa da roman ilerledikçe birçok karakterin çoğunlukla es geçilmiş olması belki de daha az karakter daha iyi olurdu dedirtti. Uzun sayılabilecek bir okuma olan Dışa Yolculuk’ta Rachel’dan oldukça sapılan ve Woolf’un sanki dikkat dağınıklığı yaşadığını hissettiren kısımlar eserin bütünlüğüne zarar verse dahi Dışa Yolculuk’un Virginia Woolf’un kendi kalemini bulmadaki ilk adımı olduğu düşünülünce eser benim için oldukça önemli bir yere sahip oluyor. En sevdiklerim arasındaki kadının başlangıcı bu kitap.